2. DÖNEM 1. YASAMA YILINI AÇIŞ KONUŞMALARI

 

ATATÜRK'ÜN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NİN II. DÖNEM

1.Yasama Yılını Açış Konuşmaları

13 Ağustos 1923

Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. II, C. 1, Sayfa 36

 

BAŞKAN GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİ - Efendiler,

Türkiye Büyük Millet Meclisinin ikinci yasama dönemine girmiş bulunuyoruz. Yeni Meclisimizi oluşturan yüksek kurulunuzu selamlarım. (Teşekkürler ederiz sesleri) Bu yasama dönemi, aynı zamanda, yeni Türkiye Devletinin, yeni tarihinde mutlu bir geçiş dönemine rastlamaktadır. Bunu ülkemizin, ulusumuzun mutluluğu ve esenliği, yüce kurulunuzun başarısı için iyi bir durum olarak değerlendiriyorum.

Doğrusu, dört yıllık Bağımsızlık Savaşımız, ulusumuzun ününe yaraşır bir barış ile sonuçlanmıştır. Lozan'da imzalanmış olan antlaşmanın, yüce kurulunuzun onayına sunulduğunda her anlamda hür ve bağımsız olarak mutlu bir çalışma alanına girmiş olacağız. Elde edilen mutlu sonucun korunmasında, Lozan Antlaşmasından ayrılan sorunların kesin olarak sonuçlandırılmasında ve milletin huzur ve refahını sağlayacak verimli çalışmalarda tam başarıya erişilmesini bütün kalbimle dilerim.

Efendiler,

Türkiye Büyük Millet Meclisi, açılışından sonraki milli çalışmalar döneminde ulusumuzun güvenini ve desteğini kazanmıştır. İlk mecIisin başkanlığını ve kahraman ordularımızın başkumandanlığını yürütmekte idim. Bu görev ve unvanlarla büyük milli şereflere ulaştım. (Hakkınızdır sesleri) Büyük kurulunuz tarafından Başkanlık makamına seçilmem dolayısıyla kalbimdeki minnet ve şükran duygularımı aız etmiştim. Bu soylu milli yönelişin yüksek değerine uygun bir şekilde çalışmayı sürdüreceğime ve barışı sağlayacak çalışmalarda da yardımlarınıza ve bütün ulusun güvenine dayanarak başarı sağlamak için bütün gücümü ve irademi kullanacağıma sizlerin ve milletin önünde söz veririm. (Sürekli alkışlar)

Efendiler,

Seçilmiş ve güveninizi taşıyan başkanınız olmak onuru, bu gün bendenize bazı açıklamalarda bulunmak görevini yüklemektedir. Bu güne kadar geçen süredeki durum ve görevlerim nedeniyle de bu açıklamalarımın iyiniyetle kabul edileceğini ümit ederim. Tam olarak elem ve acıları ve bütün başarı sevinçlerini ulusla birlikte yaşadığımız savaş evrelerinin ayrıntılarını bilmektesiniz. Ben bu ayrıntıları başlıca üç dönemde özet olarak inceleyeceğim:

Mondros ateşkesinden Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve hükümetinin kuruluşuna kadar ve ilk meclisimizin geçirdiği yıllar ve son olarak yeni meclisimizin içinde bulunduğu dönem:

Öyle sanıyorum ki, bizi bu güne getiren ve bu günkü duruma neden olan milli olayların önemli noktalarını ve yeni durumuzun büyüklük ve genişliğini bu üç dönemi kapsayabilir. Yeni Türkiye Devletinin sağladığı barış döneminin ilk meclisi olan yüce kurulunuz önünde çöken ve yok olan Osmanlı İmparatorluğundan ve onun son büyük olayı olan I. Dünya Savaşından söz etmeyi gereksiz sayıyorum.

Onun için sözlerime Mondros ateşkesinden başlayacağım.

Efendiler,

Mondros ateşkes antlaşmasının imzalanmasından ilk milli Meclisimizin açılışına kadar geçen döneme bir ulusun onuruna yapılmış en ağır saldırıların acıklı maceralarıyla doludur. Osmanlı hükümetiyle müttefikler arasında yapılmış olan bu ateşkesin imzalanmasından sonra galip devletler tarafından Osmanlı İmparatorluğu fiilen ve hükmen parçalandı. İngiliz, Fransız, İtalyan istila orduları vatanımızın aziz parçalarına çöktüler, İstanbul ve Boğazlar düşman kara ve deniz kuvvetlerine gezinti yeri oldu.

Yunan orduları, İzmir rıhtımını kana boyadı... En güzel bakımlı yerlerimizi yakıp yıkmaya başladı. Kadın ve çocuklarımız, namus ve iffetimiz ve pek çok ibadet yerimiz, anıt eserlerimizi de içine alarak, Türk adı altındaki her şeye saldırıldı. Her gün Ayasofya'ya haç asıp, göz dağı vermeleriyle hassas duygularımız incindi. Esirler konusunda bile uygun görülmeyen bir zorlama ile asırların onurlu yükünü omuzlarında taşıyan subaylarımız, düşman subaylarına saygı duruşunda bulunmak zorunda bırakıldı. Namus simgemiz olan sancağımıza hakarette bulunuldu.

Bu uğursuz ateşkesin uygulanmasını gözetlemek üzere Anadolu'yu en uzak köşelerine kadar etkisi altında tutan yabancı subaylar ve haber alma kuruluşları ile ilgili fesat ocakları, iç düşmanlarımızın özendirmesi ile halkımıza akla gelmeyen zulüm ve hakaretleri uygun gördüler. Hükümetin gücü, ulusun saygınlığı bu saldırgan subayların elinde oyuncak oldu.

Özet olarak, Türklüğün vicdanı korkunç bir sınav karşısında kaldı. Bu sonu gelmeyen saldırıların ulaşacağı sonucu ve bu sonucun yürekler acısı durumunu anlamamak mümkün değil. Tarihin ve geleneğin gönderisi ile vatan tahtında oturan Osmanlı padişahı ve halife ve onun hükümeti ise yalnız kişisel ve alçak yararlarını sağlamak için tam anlamıyla düşmanlara kendilerini teslim etmişti... Vatana hıyanet konusunda onlara uymuşlardı.

Durum tamamen ümitsiz görünüyordu. Düşmanların güç ve kudreti ezici, felaketi kesin, kararlı ve dayanılmazdı. Bu durumda esir olmak veya ölümlerden birini seçmek zorunluluğu karşısında bulunuyorduk. Özgürlük ve bağımsızlık için dünyada hiçbir devletin karşı karşıya bulunmadığı zorluklar ile uğraşmak gerekiyordu. Akıl sahibi kişiler, durumun görüntüsünün, yenilmiş bir devletin geleceğinin belirlenmesinden daha öteye geçtiğini gördüler. Galip devletlerce Osmanlı devletinin kesin çöküşüne karar verildiğini anlamakta zorluk kalmadı.

Gerçekten, Türkiye halkının gurur ve onuruna saygı duymaya asla gereklilik duyulmuyor, onu esir olarak almak, Türkiye'yi bölmek işlemlerine karşı koyacak bir düşünce kabul edilmiyordu.

Halkta bir uyanış başlamıştı. Ülkenin bazı yanlarında çeşitli adlar altında dernekler kuruluyor ve düşmanlara karşı bizzat millet tarafından silahlı korumanın temeller oluşturuluyordu. Batıda, Doğuda yapılan kongreler genel inancı kuvvetlendirdi. Son olarak, Sivas Genel Kongresi belirli noktalar üzerinde, açık prensipler içinde çeşitli milli kuruluşları Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti adı altında düzenledi ve genişleterek milletin genel güçlerini birleştirdi.

Efendiler,

Çok önemli bir ciddiyet ve genişlik kazanan bu çalışma, düşmanların, özellikle padişah ve halife olan kişinin karşı önlemlerini ortaya çıkardı. Milli harekat girişimcileri hakkında kovuşturma emirleri verildi. Ortadan kaldırma önlemlerinin fiili uygulamasına geçildi. Düşmanlar karşısında aciz duruma düşen ve alçalan saray ve hükümet, bütün alçak davranışlarıyla, seçilmiş milli gücü yok etmek, hakkına ve namusuna saldıranlara karşı ulusun kendini korumasını yasaklamak istiyor, ülkeyi parçalatmak için düşmana öncülük yapıyordu.

Fakat efendiler, Sivas Kongresi'ni yapanların niyeti kesin ve millete dayanağı kuvvetli idi. Çekinmeksizin çalışmalar sürdürüldü.

İlk önce milletvekili seçimi ve Meclisin toplanması sağlandı. Böylece millet, varlığını kanıtlamak için ilk önemli başarısını baskılı yönetime karşı göstermiş oldu.

Efendiler,

Sarayın ve hükümetin vatan ve millete karşı yönelmiş bütün bu cinayetlerine karşın ulus, yine padişah ve halifeyi kurtarmak ve Osmanlı devletini canlandırmak için tam bir içtenlikle çalıştı ve seçilen milletvekillerinin Osmanlı hükümetinin kanunlarına göre toplanmalarını sağlamakla yetindi. Milletvekillerinin yabancı süngüler altında tam bir bağımsızlık fikri ile görev yapmalarına imkan bulamayacağı kesin olmakla birlikte, henüz çoğunluğu kapsayan kararsızlık ve yüzeysel düşünceler Meclisin İstanbul'da toplanmasının kabul edilmesini zorunlu kıldı.

Efendiler,

Düşmanlar ve hükümet tarafından İstanbul'da bulunacak bir Meclisin kahramanca hareketi mümkün görülmüyordu. Onlara göre bu meclisin toplanması ile artık Anadolu'da bir milli kurtuluşa meydan bırakılmayacak ve milli heyecan bu şekilde yatıştırıldıktan sonra facialar yine sürecekti. Bu gerçeği görenler, Anadolu'daki mücadeleci çalışmalarını sürdürdüler. Bu sayede Anadolu teşkilatı şekilleniyor, güçleniyordu. Anadolu'ya dayanan Meclis de, uygun olmayan duruma karşın görevine devam ediyordu.

Bu durum, düşmanlar için uygun bir görüntü vermiyordu. Aldatıcı önlemlerle amaçlarına ulaşmaktan ümidini kesen düşmanlar, kararlarını açıkça verdiler ve 16 Mart 1920'de İstanbul'un feci işgali yapıldı. Osmanlı devletinin hayatına fiilen son verildi. Bu olay, Anadolu'da çalışanlar için beklenmeyen bir olay değildi. Artık Osmanlı devletini kurtarmak ve onun iman gücünde, vatanın kurtarılması, ulusun bağımsızlığının sağlanması ümidi büsbütün ortadan kalkmış bulunuyordu.

Milli bir meclisin toplantıya çağrılması zorunlu bir duruma geldi. Sonunda 23 Nisan 1920 tarihinde bu gün toplandığımız bu salonda yüce kurulunuza selef olan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi toplandı.

Türkiye tarihinde her zaman yüce, onurlu yerini koruyacak ve çocuklarımızın takdirini kazanacak olan ilk Meclisimiz, ulusun kendi geleceğine kendisinin el koyduğunu ilan etti. Milli egemenlikle ilgili temelleri çalışma programının ana kuralları sayarak, güçlü bir halk hükümetinin temellerini attı. (Şiddetli alkışlar)

Efendiler,

Anadolu'da yeniden milli bir devletin kurulması ulusumuzun erginliğe ulaştığını gösteren takdir edilecek bir izlenim veriyordu. Fakat düşmanlarla birlikte, padişah ve halife olan kişi, bundan sevinç duymadı. Paris'te imza ettikleri Sevr antlaşmasını zorla ulusa kabul ettirmek için birlikte önlemler aldılar. Anadolu'nun milli heyecanını bastırmak için her türlü hileye başvurdular.

Bir yandan dini politikaya alet ettiler. Anadolu'yu kurtarmak isteyenlere idam hükmü verdiler. Halkı bilinen dini bildirilerle birbirlerini öldürmek için kışkırttılar. Bir yandan da bazı aşağılık kişilerin ceplerini doldurarak, onları Kuvayı İnzibatiye veya Hilâfet Ordusu adıyla üzerimize saldırttılar. Temiz ve suçsuz halkı birçok uydurmalarla aldatarak, içte yer yer isyan ateşleri yaktılar.

Efendiler, İlk Meclisimizin açılış günü İstanbul'dan yönetilen ayaklanma, Ankara'nın sekiz saat uzaklığına kadar gelmiş bulunuyordu. Samsun ve bölgesinde politik ve acımasız bir isyan, bütün bölgeye egemen olmak arzusu gösteriyordu. Vatanın doğusu, batısı ve güneyi düşman ateşleri içinde yanıyordu. İşte harekatımıza başladığımızda görünüş bu idi.

Sayın efendiler, bu günkü parlak sonuca ulaşmak kolay olmadı. Hareketimizin başlangıcı ile, ulaştığımız sonuca, ve kullanılan zamanın azlığına yüce görüşlerinizin dikkatini çekmek isterim.

Bu konudaki anılarımızı her zaman kuvvetle koruyalım. Çünkü bu bizim için gelecekte alacağımız yolun kesin kararlılığı ve manevi güç kaynağıdır.

Efendiler, açıklamalarımın ikinci bölümüne geçerken söylemek isterim, sizden önceki yüce Meclis, ilk günlerin olağanüstü durumu karşısında ümitsizliğe düşmedi. Milletten aldığı büyük yetki ve güçle görevini sürdürdü. Yeni devletin hükümeti, kahramanca zorlu girişimlere atıldı. Kışkırtmalara kurban olan halk, suçlarından arındırıldı. Topsuz, tüfeksiz, cephanesiz, araçsız bir yıkıntı haline getirilmiş olan ordu canlandırıldı.

İlk mücadele günlerinde üzüntülü bir çaresizlik içinde kurulan düzensiz kuvvetler, hemen kurallara uygun güçlere dönüştürüldü.

Bu geçişi, yararına ve düşüncesine karşı bulan bazı birliklerin haince karşı koymaları önlendi ve ülke, huzurlu düzenli bir ordunun güvenli ellerine bırakıldı.

Efendiler, milli ordunun daha ilk kuruluş günlerinde üstlendiği büyük ve önemli görevleri, ulusumuz her zaman minnet ve şükranla anacaktır. (Şiddetli alkışlar)

Birbiri ardına, üstün düşmanlara karşı kazanılan Ermenistan zaferi, Birinci İnönü zaferi, İkinci İnönü zaferi ve güney cephesi savaşlarında gösterilen özverili karşı koyma dönemleri, milli ordunun onurlu tarihinde ilk değerli olaylar olarak her zaman parlaklığını koruyacaktır. (Alkışlar)

Efendiler, mücadele yılları birbirini izledikçe, genç ordumuz yiğitlik ve cesaret temelleri üzerinde sürekli yükseldi. Milli iradenin verdiği en önemli görevleri kahramanca yerine getirme gücünü ve görkemini gösterdi. Ankara'ya yürüyen gururlu Yunan ordusunu, Sakarya Meydan Savaşında yendi ve geri çekilmesini sağladı. Son olarak bütün Yunan Küçük Asya ordusunu, Afyon Karahisar - Dumlupınar Meydan Savaşında tümüyle yendi ve bütün bölümleri ile Anadolu topraklarına gömdü, yok etti. (Şiddetli alkışlar) Her bölümü vatan için, milli tarihimiz için, çocuklarımız ve gelecek neslimiz için onurlu olaylarla dolu büyük bir kahramanlık öyküsü oluşturan Anadolu savaşlarının heyecan veren ayrıntılarını tarihe bırakıyorum.

Fakat efendiler, ulusumuz; ulusun sanat ruhu, müziği, edebiyatı ve bütün güzel sanatları bu kutsal savaşın tanrısal namelerini güçlenen bir vatan aşkının coşkusu ile her zaman söylemelidir. (Alkışlar)

Efendiler,

Özetlediğim askeri olaylarımızı birçok önemli politik faaliyetlerimiz izlemiştir. Bu arada Ruslarla halen yürürlükte olan bir dostluk antlaşması imzaladık. Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan ve Afganistan ile de aynı nitelikte antlaşmalar imzaladık. Doğu cephesinde kazandığımız zafer sonucunda Ermenilerle barış yapıldı.

O dönemde Batı devletleriyle olan ilişkilerimize gelince, yalnız Fransızlarla pek az konu içeren Ankara anlaşmasını yapabildik. Her büyük savaştan önce veya sonra barışı sağlamak için içten çalışmamıza karşın başvurularımız ya geri çevrildi ya da küçümsenme ile karşılandı.

Efendiler,

Ne yapalım ki, maddi güç ile sağlamlaştırılmayan hakların başarısızlığa uğradığını belirten, başlangıçtan bu yana değişmeyen genel kural, bizim hakkımızda da hoşgörülü bir ayrıcalık tanımadı. Milletin iradesi, fiili ve kesin bir zaferin simgesi olarak ortaya çıkmadıkça, barış perisi huzurlu kollarını bize açmadı.

Efendiler,

İlk Meclisimiz ülkeyi düşman işgalinden kurtarmak, ulusumuza can verecek bir barış sağlamak amacına doğru yürürken, aynı zamanda yeni Türkiye devletinin yapısını kurmaya ve sağlamlaştırmaya çalışıyordu. Bu amaç ile kanunlar kabul etti, kararlar aldı, devletin çeşitli kısımlarının ihtiyaç duyduğu birçok sorunu da çözüme ulaştırdı.

Efendiler,

Bundan önceki Meclis, iç durumumuzu ve askeri girişimlerimizi özendirmiş ve birliğimizi bozan belirli kişilerin varlığına karşın, görevlerini hoşgörüyle yapmış ve genel olarak vatan ve millet için kurtuluş ve yaşamının ümidi olmuştur. (Alkışlar)

Sayın efendiler, dört yıllık çalışmadan sonra, son ve kesin zaferimiz üzerine Mudanya askeri anlaşması yapıldı. Ve barış görüşmeleri dönemine geçildi. Bu görüşmelerin yapılışı sırasında karşılaştığımız zorluklar pek çoktur. Fakat ben bunu normal buluyorum. Çünkü bu barış görüşmelerinde düzeltilecek sorun, dört yıllık değil, dört yüz yıllık bir devrin kötü mirası idi. (Doğru sesleri)

Gerçekten, Osmanlı İmparatorluğu en saygıdeğer, büyük ve güçlü dönemlerinden başlayarak, milletin bağımsızlığı zararına, varlığının korunması zararına o kadar çok şeyi gözden çıkarmıştı ki, sonuç yalnız yok olmak ve batmakla kalmadı; kendinden sonra ülkenin gerçek sahibi olan milletin de hakkını kanıtlaması gereğine ve varlığı için büyük zorluklarla karşı karşıya kalmasına neden oldu. (Çok doğru sesleri)

Zorluklara başarı ile karşı konuldu. Sonuç olarak, imza olunan antlaşma, yüce kurulumuzca bilinmektedir. Ben burada yalnız bu güne kadar yapılan çalışmalar ile bunların sonuçlarını özetlemek isterim.

Efendiler, doğuda Trabzon'u, güneyde Adana'yı içine alacak büyük Ermenistan'dan eser kalmamıştır. Ermeniler, gerçek sınırları içinde bırakılmıştır. 1877 seferinde Türk vatanından zorla ayrılan Kars, Ardahan, Artvin yeniden sancağımız altına alınmıştır. (Alkışlar) Kuzey Karadeniz'in en güzel ve en zengin sahilleri üzerinde kurulmak istenen Pontus hükümeti, taraftarları ile birlikte tümüyle ortadan kaldırıldı. (Alkışlar) Güneyde etki alanlarına ayırarak ülkemizi parçalamak ümitleri kesin olarak kırılmış ve ulusun kararlığı ve kahramanlığı karşısında, Türkiye'yi parçalamanın hayal olduğu kabul ettirilmiştir. (Alkışlar) Türkiye'ye her medeni ülkenin faydalandığı haklardan yararlanması sağlanmıştır. (Alkışlar) Yine güneyde zenginliği ve yeteneği yönünden vatanımızın parlak ümitlerinden biri olan Adana ve onun gibi birçok güzel şehirlerimiz, ezici düşman boyunduruğundan kurtarılmıştır.

Batıda en bayındır yerlerimiz, İzmir ve Bursa gibi şehirlerimiz, Paşaeli ve tarihi Edirnemiz ve dünyanın gözlerini üzerine çeken güzel İstanbulumuz, tutsaklıktan ve düşman boyunduruğundan kurtarılmıştır. Bundan başka, biz diğer uygar uluslar düzeyinden geride bıraktıran adli, politik, ekonomik ve mali zincirler kırılmıştır, parçalanmıştır. (Bravo sesleri, alkışlar)

Efendiler, bu güne kadar sağladığımız zaferler, bize ancak ilerleme ve uygarlık yolunu açmıştır. Yoksa ilerleme ve uygarlaşmaya henüz ulaşmış değiliz. Bize ve çocuklarımıza düşen görev, bu yol üzerinde duraksamadan ilerlemektir. (Bravo sesleri, alkışlar)

Şu konuyu hatırdan çıkarmamalıdır ki, bu kadar özverinin sonucunu elimizden kaçırmamak için, geçen sıkıntı ve acıların bir daha geri dönmemesini sağlayacak önlemlerin alınması, bizim için en önemli görev olmalıdır. Fakat gerçek şu ki, bunun için kuru bir dikkat ve uyanıklık ile saf bir biçimde korumaya çalışmak yeterli değildir.

Efendiler, yüzyıllar boyu süren bir kötü yönetimin bu nesile yüklediği görev, sayılamayacak kadar çeşitli zorluklar getirmektedir. Bu nedenle yapmaya zorunlu olduğumuz çok ve önemli işleri tam ve sonuç alıcı bir sisteme bağlamak zorunluluğundayız. Belirli ve az araçla büyük işler görmenin denenen tek yolu, kuvvetlerimizi dağıtmamak, var olan araçların tamamına yakın bölümünü en önemli çabalarımız üzerinde toplamaktır. Şüphesiz, gireceğimiz barış döneminde, bütçemizin verdiği imkanlar içinde, ilk önce yeni Devletimizin geleceğinin yüce ve güçlü bir biçimde sonsuza kadar sürdürülmesini sağlayacağız, fakat bunun için de göz önünde tutulması gerekli bazı önemli konular vardır. Benim ilk aklıma gelen önemli nokta güvenlik sorunudur.

Efendiler, hükümetin varlığının nedeni ülkenin güvenliğini, ulusun huzur ve rahatını sağlamaktır. Bütün ülkede yerleşmiş bir güvenlik ortamı hüküm sürmelidir.

Millet, sonsuz bir huzur ve güvenlik içinde rahat bulunmalıdır. Ülkemizin herhangi bir köşesinde halkın güvenliğini, devletin birlik ve asayişini bozmaya yeltenenler, devletin bütün kuvvetlerini karşılarında bulmalıdırlar. (Alkışlar) Sonra efendiler...

Türkiye devletinin bağımsızlığı kutsaldır. O sonsuza kadar güvenlik ve koruma altında olmalıdır.

Devletin bağımsızlığı ile, millet ve vatan varlığının koruyucusu ve tek varlığı ise, Kahraman Ordumuzdur. Bu nedenle askeri kuruluşlarımızın özel bir özenle düzenlenmesi ve yüceltilmesi en önemli konulardan biridir.

Efendiler, bu gün eriştiğimiz barışın sonsuz barış olacağına inanmak, kesinlikle safdillik olur. (Çok doğru sesleri) Bu, o kadar önemli bir gerçektir ki, ondan bir an bile ayrılmak, ulusumuzun tüm can güvenliğini tehlikeye sokabilir.

Şüphesiz, haklarımıza, şeref ve onurumuza saygı gösterildikçe, karşılıklı saygı göstermekte kusur etmeyeceğiz. Fakat ne var ki, zayıf olanların haklarına yeterli saygı gösterilmediğini veya hiç saygılı davranılmadığını çok acı deneylerle öğrendik. Bu nedenle efendiler, bütün olabilecek olaylara karşı, gerekli konularla ilgili hazırlıklar yapmakta kesinlikle gecikmeyeceğiz. (Bravo sesleri)

Efendiler,

Ülkenin iç ve dış güvenlik gerekleri tamamlanırken, adli kurallarımızın en kısa sürede düzeltilmesine özel bir önem verilmelidir. (Çok doğru sesleri) Bayındırlık, ekonomi ve eğitim işlerinin ne kadar büyük önem taşıdığını, bunların, ulusumuzun başarısını, refatı ve mutluluğunu sürdürebilmesi için ne kadar ivedi ve vazgeçilmez unsurlar olduğunu kabul edersiniz.

Efendiler,

Millete karşı, yüklendiğimiz ve her biri başlı başına önemli olan diğer bütün sorunları, pratik ve bilimsel kurallar içinde gerçekleştirmeye çalışmamız hepimizin görevidir.

Dış ilişkilerimiz konusunda fazla bir şey söylemeye gerek görmüyorum. Bu konudaki kararlı özelliğimiz dünyada bilinmektedir. Bütün komşularımızla ve diğer devletlerle dost bir şekilde geçinmeye ve karşılıklı saygı ve bağlılığa dayanan politikamızı sürdürmeye kararlılığımız kesindir. Ayrıca şunu da açıklığa kavuşturmak isterim ki, barış dönemine gerçek bir içtenlikle ve ciddi bir sükun isteği ile giriyoruz.

Yüce kurulunuzun dinlemek lütfunda bulunduğu bütün bu açıklamalarıma, izin verirseniz birkaç söz daha eklemek istiyorum. (Buyurun sesleri)

Efendiler, bir an için ayrıntılardan soyutlanarak, vatan dediğimiz kutsal varlığa genel olarak bakalım. Onun, yaşam için, uygarlık için erişilebilecek her şeyden yoksun bir kara toprak alandan oluşan bir biçimde bırakılmış olduğunu görürüz. Kara toprak alanın altında defineler ve üstünde soyla ve kahraman bir ulus yaşıyor. (Sürekli alkışlar) İşte biz, bütün bu uzun ve dayanılması zor mücadeleleri bu kutsal ata mirasının özgür ve bağımsız sahibi olduğumuzu ve sonsuza dek olacağımızı kanıtlamak için yapmış bulunuyoruz. Vatan ve milletin bağımsızlığı, dokunulmazlığı adına yapmış bulunuyoruz. Bundan sonraki çalışmalarımızda da amacımız aynı dokunulmazlık ile huzur ve güvenliğin sağlanması ve korunması olacaktır.

Buna dayanarak ülkemizi imar edecek, halkımızı mutlu kılacak ve yüksek bir yaşam sağlayacağız. (İnşallah sesleri) Ümidimiz, kararlı oluşumuz ve özellikle ulusumuzun ve yüce Meclisimizin göstereceği birlik ve beraberlik, ilerleme ve uygarlık yolundaki çalışmalarımızda başarı alanı olacaktır.

Sayın arkadaşlar, Açıklamalarıma son vermeden önce hepinizi büyük bir göreve davet etmek istiyorum. Geçirdiğimiz buhranlı günlerin onurlu kahramanlarını hep birlikte kutsayalım. (Alkışlar)

Onlar arasında, savaş alanlarında düşman silahları ile göğüsleri delinmiş mutlu kişiler olduğu gibi, yangınlarda, ateşlerde yakılmış talihsiz çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar da vardır.

Onlar arasında namusları saldırıya uğramış sonsuza dek ağlayacak genç kızlar da vardır.

Onlar arasında yurtlarını kaybetmiş aileler, evlatlarını gömmüş analar vardır ve yine onlar arasında savaştaki namus görevini onurla yaparak bu gün memleketlerine dönmüş gaziler vardır.

Onlardan şehitlik mertebesine erişenlerin ruhlarına fatihalar armağan edelim.

(Ayakta fatiha okundu)

Efendiler, bu gün haklı olarak övünebileeeğimiz bütün başarıların sırrı, yeni Türkiye devletinin yapısından gelmektedir.

Gerçekte, Türkiye devletinin, bu yeni yönetimi şeklinin dayandığı temeller, nitelik yönünden kendinden önce gelen tarihi yönetim temellerinden başkadır.

Bunu bir kelime ile belirtmek gerekirse diyebiliriz ki, yeni Türkiye devleti, bir halk devletidir, halkın devletidir. Geçmiş dönemde ise bir kişinin devleti idi, kişilerin devleti idi.

Bir ulusun dünyadan tümüyle silinmesi, bir ulusun insanlık topluluğundan tümüyle yok edilebilmesi için Nuh tufanı kadar olağanüstü güç olayların gerçekleşmiş olması gerekir. Fakat kişiler, kendiliğinden alçalmaya mahkumdur. Bu nedenle halk yönetimi ile kişi yönetimi arasında yaşam ve yok olma oranları da bununla aynıdır. (Alkışlar)

Efendiler, dünyanın belirli uluslarını tutsaklıktan kurtararak egemenliğe kavuşturan büyük fikir hareketleri, köhne kuruluşlara ümit bağlayanların ve çürümüş yönetim şekillerinde kurtuluş arayanların amansız düşmanıdır.

Avusturya, Almanya, Rusya ve bu arada dünyanın en tutucu uygarlığına sahip Çin İmparatorlukları bile o büyük fikir hareketinin yok edici vuruşu ile gözlerimizin önünde devrilmiştir.

İşte efendiler, yeni Türkiye devleti de, dünyaya egemen o büyük ve güçlü fikrin Türkiye'deki görüntüsü, gerçekleştirilebilmiş bir örneğidir.

Dünyanın sosyal ve politik durumundan doğan ve binlerce yıldır Türk tarihinin gelişmesinin sonucu olan Devletimiz, sürekli ve kararlı olmanın bütün nitelik ve şartlarını taşımaktadır.

Efendiler, bu şartların olumlu gelişmesini sağlamak konusunda kuruluşunuzun başarılı olmasını büyük Tanrı’dan yalvarırım. (Sürekli ve şiddetli alkışlar)

 

Kaynak: http://www.tbmm.gov.tr/tarihce/ataturk_konusma/2d1yy.htm
 

  Özgün Tasarım ve Araştırma: Rasim TEMUR
  İsim Hakkı ve Barındırma: Cenk KEYLAN - 3C1B Telekom

© 1999-2012 Atatürkiye.com